Karacabey Longoz Ormanı

Veysel Kaya Bursa
Veysel Kaya
veyselkaya@rotaturkiye.com

Karacabey Longozu (Subasar Ormanı)


Aslında bu gezinin hikayesi geçen yıl başlamıştı. Belgesellerde adını sıkça duyduğumuz Longoz ormanlarının nerede olduğunu az çok biliyorduk. Biri İğneada Longozu, Diğeri ise Acarlar Longozuydu. Bir tanesinin de Bursa’da olduğunu duyunca çok şaşırmıştık. Hemen harekete geçip burayı bulmalıydık.
Longoz, diğer adıyla Subasar Ormanları genelde nehir yataklarının denize, ya da göle döküldüğü kısımda bulunur. Nehir suları denize-göle dökülmeden hemen önce sıfır rakıma indiğinde şişer ve geniş bir alan mevcut ise göl oluşturur. Bu göl zamanla nehrin taşıdığı alüvyonlarla dolar, önce zengin bir bitki örtüsü, ardından da gür ormanlar oluşturur. Zengin bitki örtüsü ve doğası her zaman çevreciler ve araştırmacıların ilgisini çekmiştir.
Bursa’da ki Longoz ormanları da bu şekilde oluşmuş. Susurluk çayı Susurluk deltasından ilerleyip Karacadağ Mili parkından denize döküldüğü yerde şişip, sağında solunda iki adet göl oluşturmuştur. Sağında ki gölün adı Arapçiftliği, solundakinin ise Dalyan gölüdür. Longoz ormanları da Dalyan gölü kıyısında yarı bataklık bir alanda oluşmuştur.

Bu kadar kolay tarif ettiğim bir yeri bulmamız bu kadar kolay olmadı maalesef. Dediğim gibi tam bir yıl önce karar vermiştik bu bölgeyi keşfetmeyi. Ulusal bir kanalda çevre ile ilgili bir belgeselde sadece adını ve kısa bir bilgiyi duyduğumuzda hemen araştırmaya koyulduk. Maalesef internet üzerinde hiçbir doyurucu bilgiye ulaşamadık. Sadece yerinin Karacabey ilçesinin Yeniköy beldesinde olduğunu biliyorduk.
Koskoca orman elbet bir bilen bulunur diye bir pazar sabahı yola koyulup Karacabey boğazına gittik. Yeniköy girişinde rastladığımız Jandarma da, Yeniköy içinde ki esnaf da ilk kez böyle bir yerin adını duyduklarını söylüyorlardı. Tamam Longoz ya da Subasar adına bir çoğumuz yabancıydı. Ama bölge halkına bu civarda bir orman varmış. Ormanın altı su ile, suyun üzeri de nilüfer çiçekleriyle kaplıymış dediğimizde bile bize verdikleri cevap aynıydı. ‘Burada böyle bir yer yok.’
Ümidi kesip Bursa’nın yolunu tuttuk. Haberini, görüntülerini izlediğimiz bir yeri maalesef bulamamıştık. Hevesimiz kırılmıştı. Sonrasında tam bir yıl sonra tekrar buranın izine rastladık. Fotoğrafçı arkadaşımız Ahmet Barış Işıtan buranın yerini bize gösterebileceğini söyledi. Yine bir Pazar sabahı erkenden yola koyulduk. Susurluk çayının denize döküldüğü yerin yakınında elimizde GPS cihazıyla aracımızdan inip tahmini bir güzergah belirledik. GPS cihazına göre bulunduğumuz bölgede solumuzda Dalyan gölü, karşımızda Marmara denizi, sağımızda Susurlu çayı ve onun yanında da Arapçiftliği gölü vardı. 3 yanımız sularla çevriliydi. Longoz buralarda olabilirdi.


Yaklaşık bir saat boyunca yürüyüp bir iz aradık. Sıcağın bastırmasıyla vazgeçmeye karar verdik. Doğru yerde değildik. İçimi bir korku sarmıştı. Tekrar geçen yıl ki akıbete uğramak istemiyordum. Bu sefer aracımızla Dalyan gölünün arkasına geçip denizle göl arasında görünen yüksek ağaçların olduğu bölgeye gitmeye karar verdik. Yolda her gördüğümüz köylüye soruyor, beklediğimiz cevabı alamıyorduk.

Sonra Boğazköy içinde deniz tarafına doğru ilerleyen ağaçlı bir yola girmeye karar verdik. Yolun biraz ilerisinde üzerinde Devlet Su İşleri tabelası olan demir bir kapıya rastladık. Kapıyı açıp içeri girdik. Ve iki yıllık bir arayışın sonunda Longoz ormanlarını bulmuştuk. Aracımızı bırakıp toprak yolda ilerlemeye başladık. Yolun sağında solunda yeşillikler, su birikintileri, yüksek ağaçlar ve nilüfer çiçekleri.
Sağda solda ki küçük göletlerin içinde otlayan bir sürü manda ve inekler sıcak havada yapılacak en iyi şeyi yapıyorlardı. Böyle bir yerin Bursa’da olduğunu hiç tahmin edemezdim. Yeşillik olmayan her yer kum ile kaplıydı. Çevrede ki ağaçların üzerinde sincaplar ve birçok kuş çeşidi bize aldırış etmiyordu.

Çevremizde o kadar çok inek vardı ki bu kadar ineğin nerede barındığını merak etmiştik. Civarda ahır olarak kullanılacak bir yapı da yoktu. Sadece bir iki tane ahşap kulübe görmüştük.

Etraf bataklıklarla çevrili olduğundan üzerimize sürekli sivrisinek saldırıları oluyordu. Çevreye duyduğumuz şaşkınlıktan sivrisinek ısırıklarını hiç anlamıyorduk. Ta ki akşam olup evlerimize girene kadar.

Bu bölgede yabani atların olduğunu da duymuş fakat bu atları bir türlü görememiştik. Gördüklerimiz bize yeter deyip geri dönerken sürüler halinde onlarca yabani atla karşılaştık.Atlar çok ürkek olduğundan uzaktan izleyip, fotoğraflarını çekip onları ürkütmeden yolumuza devam ettik.

Sayısız güzelliği içinde barındıran Bursa’mızın bir başka bakir kalan güzelliğini keşfetmenin verdiği bir haz ve sivrisinek ısırıklarıyla evimizin yolunu tuttuk.

Veysel KAYA

Bir Cevap Yazın